Cem Akkılıç Cemology Onuncu köy Manşetler

Cem Akkılıç Cemology Onuncu köy Manşetler
Gericilere hoşgörü göstermek yüce bir terbiye göstergesi değil, bir milletin mutluluğuna, şerefine ve namusuna göz dikenlere hoşgörüdür ki, hiçbir zaman, hiçbir kişi buna izin veremez!’ Mustafa Kemal Atatürk

2 Ağustos 2014 Cumartesi

Cami, ezan, hoparlör istemiyoruz...



Eğitim seferberliği yerine, din seferberliğini tercih eden toplumların hali-ahvali ortada... Ortalık kan-revan; insanlık, barış, hak, hukuk, huzur hak getire… Alevilerin köy ve mahallelerinde cami istememelerinin, namazdan, Ramazandan, din dersinden uzak durmalarının nedeni bu…



Diyanet ve Vakıflar, şimdi de önemli bir Alevi ocağı olan Tokat/Erbaa, Keçeci Baba Köyünde bulunan Keçeci Dergâhını camiye çevirip imam atamış. Bir de hoparlör bağlatmış, beş vakit ezan okutuyor; “haydin namaza, haydin namaza!”


İyi de burası bir Alevi köyü; inançlarında cami, ezan, namaz yok, dolaysıyla cami  cemaati de yok!!! Bu gerçeğe karşın Erbaa Kaymakamı ve müftüsü baskı yapıyor; “imam kalacak; ezan okunacak, siz Müslüman değil misiniz?” Neresinden bakarsanız halkın inancına, inanç özgürlüğüne inanılmaz bir saldırı, tecavüz, tahrik; kepazelik!


Daha önce yazmıştık; namaz kılıp insan yakmak, kızları sünnet etmek, hırsızlığa, soyguna oy verip meşrulaştırmak, Filistin’de, Kerkük’te olan bitene uzaktan havlayıp, İsrail ve ABD’ye el altından destek olmak Müslümanlıksa biz Müslüman değiliz…


Buyurun bakalım türban savunucuları, liberaller, ll. Cumhuriyetçiler; ses verin!


Şimdi birlikte empati yapalım: çoğunluğun Alevi olduğu bir ülkede, Alevi ileri gelenleri Sünni cemaate dönse ve “her mahalleye-köye bir cemevi yaptıracağız; bu inandığınız yolun (Sünni-Hanefiliğin) Allah katında bir değeri, kıymeti yoktur. Bundan böyle Alevi olacaksınız; camide değil cemevinde ibadet edeceksiniz” dese; ilaveten, devletin zorunu ve imkânlarını kullansa…

Aleviliği kabul edinceye değin yolunuzu, suyunuzu yapmasa, istihdam imkânı tanımasa, size sığıntı gibi davransa, ne dersiniz?
Bu soruya muhatap olmak bile kötü değil mi? Ama Aleviler yüzyıllardır bu zulüm altındalar ve halen bu zulme katlanmaya devam ediyorlar. Katlandıkları için baskıların ardı arkası gelmiyor.


Bu yüzden birçoğunuz yazının başlığını görür görmez, gerisini okumaya, düşünmeye, yazılanları tahlil etmeye bile gerek duymadan küfürlü yorumlar yazmaya başladınız. O halde siz demokrasi, insan hakları ve inanç özgürlüğü denilen çağdaş kavramlardan zerre kadar nasiplenmemiş bir cahil, İŞİD çete üyelerinden farksız insan boğazlamaya hazır bir katil adayı veya Çorum, Maraş, Sivas ve benzeri kentlerde “görev” yapan iki ayaklılardansınız…


Bazılarınızdan şu sözleri duyar gibiyim; “ama Alevilik batıl, sapkınlık!..

Kim söylüyor bunu; helal edilmemiş parayla evine ekmek götüren, çoluk-çocuğunun iaşesini sağlayan Diyanet mi; müftü, hoca, imam, ulema mı? Hırsızı yakalayanları suçlayan, ülkemizi hırsızın polisi yakalayıp derdest ettiği Arap ülkelerine benzeten; “çalma özgürlüğüne mani oldular; günah işlediler” gibisinden fetvalar düzenleyen Hayrettin Kahraman ve benzeri adamlar mı? Bunlara inanan, yolundan gidenler meşru, devletin bir kuruşuna dahi tenezzül etmeyen, kendi yağıyla kavrulan Alevilik gayrimeşru; öyle mi?


PEKİ, DEDE NE DİYOR?

Tartışmayı boyutlandırmak istemem ama bizim dede, Sünni ulemanın söylediklerinin tam tersini söylüyor; hem de neler, neler… Söylesem it yemez! Bu yüzden ben derim ki, inançları tartışmak, birini diğeri üzerinden değerlendirmek, doğru olmadığı gibi kimsenin de hayrına değildir. Mezhepçilik nedeniyle birbirini boğazlayan İslam ülkelerinin durumundan ders çıkartıp, laikliğe sıkı sıkıya sarılmak gerek… Hiç kimsenin bir başkasına “şöyle inanacaksın, senin inancın kötü/fasık; bunu değiştir” demeye hakkı yoktur. Demokratik-laik rejimlerde bunu dayatamazsınız! Değil kaymakam-müftü, başbakan bile olsanız, yasaları yok sayamazsınız.


Kaymakam Efendi; 

Kaymakamlığınızı Cumhuriyet değerlerine borçlu olduğunuzu unutmayın. Din misyonerliğine değil, aklı hür, vicdanı hür bir yönetici olmaya heves edin. Yurttaşlarınıza adil devlet adamı gibi davranın… Yaşamınızda çoğunlukçuluğu değil, çoğulculuğu esas alın… Aleviliğin, bu toprakların kadim inançlarından olduğunu göz ardı etmeyin; öğrenmeye, anlamaya, nasiplenmeye bakın. “İmam da, hoparlör de kalacak, ezan da okunacak,” demek ne demek kaymakam Bey; burası Patagonya mı? Köylüyü tehdit edemezsiniz; buna hakkınız da yok… Kabuk bağlamış yarayı kanatıp, Alevi-Sünni boğazlaşmasına neden olmayın. Unutmayın ki; mahkeme kadıya mülk olmaz; eğer yasayı ve medeni dünyanın evrensel kazanımlarını yok sayarsanız, bir gün bu yasalar karşısında hesap vermek durumunda kalabilirsiniz!


Sizi yasalara göre davranmaya, olmayacak sevdadan vazgeçmeye çağırıyorum.


Ülkemizde demokrasi ve laiklikten eser kalmadığı, şeriat rejimine ve birbirimizi boğazlamaya doğru koşarcasına mesafe aldığımız doğru ama yasalarımız halen “laik-demokratik, parlamenter rejimle” yönetilmemiz gerektiğini emrediyor… Size benzer zevata tavsiyem şu; Alevi köyüne gidip, zorla cami yapmadan önce cumhuriyeti lağvedip, şeriatı ilan edin! İlaveten Suriye-Irak coğrafyasında Din-i İslam adına insan kesen, küçücük kız çocuklarını sünnet eden İŞİD örgütü gibi herkesin Sünni-Selefi İslam’a tabi olacağına dair karar alın. Ki, biz de ne yapacağımıza, kendimizi ve öğretimizi nasıl koruyacağımıza karar verelim.


DİYANET’E VE ERBAA KAYMAKAMINA ÇAĞRIMDIR:

Keçeci Baba Köyü halkı Alevidir. Keçeci Erenleri bu yöreye 12. yy. gelmiş, dergâhını kurmuş, çerağını yakmış, bu güzel beldeyi yurt tutmuştur. O günden bu güne burada dedeye niyaz olunur, cemevinde ibadet edilir. Hırsızlık, arsızlık, ahlaksızlık gibi davranışlara pek rastlanmaz.

Eğer rastlanırsa DAR’a çekilip hesabı bu dünyada sorulur, mahşere inanılmaz-bırakılmaz. Bu Dergâh, dedelerimizim yetiştirildiği önemli ocaklarımızdan biridir. Yurdun dört bir yanında talipleri, pirleri, mürşitleri vardır. Daha fazla sabrımızı zorlama, tahrik etme, Keçeci Babalıları oraya toplayıp, gerilim yaratma!

Kaymakam Efendi; insanların neye, nasıl inandığından sana ne… Dilersem doğadaki bir ulu ağaca, dilersem sokaktaki hiç değilse süt veren ineğe inanırım. Dilersem hiçbir doğmaya inanmam. İnancımdan sana ne; günahımı senden mi soracaklar?

İşte Türkiye’nin meselesi bu… Sayı on öğrencinin altına düştü diye köye öğretmen vermeyen, “masraflar karşılanamıyor” diyerek okulu kapatan devlet, Alevi köyüne cami yapıyor. İmam ve müstahdem atıyor, elektrik, su bedelini karşılıyor, temizliğini bakımını yapıyor. Eğitime-öğretime, bilime bütçe bulamıyor ama cami denildi mi hazinesini seferber ediyor. Buna “abesle işgal” denir, ilk önce senin “hayır” demen gerekir kaymakam efendi.

Sonuç;

Cami, ezan, hoparlör istemiyoruz...

Eğitim seferberliği yerine, din seferberliğini tercih eden toplumların hali-ahvali ortada... Ortalık kan-revan; insanlık, barış, hak, hukuk, huzur hak getire… Alevilerin köy ve mahallelerinde cami istememelerinin, namazdan, Ramazandan, din dersinden uzak durmalarının nedeni bu…


Caminizi, minarenizi, hoparlörünüzü istemiyoruz! Köyümüze geleceksiniz; okulla, kütüphaneyle, kitap, bilimle gelin… “Hayır” diyorsanız imamınızı da alıp Keçeci Baba köyünü terk edin!
Gidin!!! 


Murtaza Demir
Odatv.com

Yazının ODA TV linki
http://odatv.com/n.php?msg=commentsaved&n=imaminizi-da-alip-gidin-0108141200



TÜRBAN dinin emri diyenler buraya mutlaka göz atsınlar.

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Designed by Cem Akkılıç